Kayıtlar

YALNIZ KARANLIK

     Ben bir kuşum gökyüzünde kanatları rüzgarı süpürerek uçan, ya da ben bir yıldızım insanların geceleri görüpte sevgililerine atfettiği , belki de ben rengi gün batımında insanlar ı büyü leyen bir akşam sefasıyım. Ben hala ne olduğunu bilmeyen biriyim aslında. Her gün her yerde farklı bir kimliğe bürünürüm ama yine de ben benim işte. Huyum suyum aynı, zevklerim aynı, nefretlerim aynı. Kalbim hala aynı kişi için çarpıyor mesela ve ben hala rakıyı sek içiyorum.      Bir gece vakti şimdi. Tek tük arabalar geçiyor yürüdüğüm karanlık sokaklardan. Sokak lambalarının kör ışıklarında şehrin üzerine çökmüş nemi görebiliyorum. Tozlu asfaltta ayaklarımın nasıl kirlendiğini hissetsem de umrumda bile değil.     Gözlerimi Dolunay'dan ayırdığımda evime geldiğimi nihayet görebiliyorum. Kapıdan girmeden derin bir nefes alıyorum. Girmek istediğime emin miyim? İki katlı ama ufak evimde benden ve belki bir kaç sinekten başka hiç kimse yok. Eve gir...

SONBAHARIN UĞULTUSU

Kavak yapraklarının birbirine çarparak çıkardığı sesi bilir misin... Bu sonbaharın sesiydi ve sonra kavak çırılçıplak kalıyordu. Yaprakları adeta onu yalnız bırakıyordu kışın soğuk ayazında. Bazen aşklar da aynı olmaz mı... Kalbin tam da ihtiyaç duyduğu o anda çekip gitmez mi...  Beklersin, susarsın, bazense gözlerini kapatıp sadece düşünürsün. İçindeki o ses çığlık çığlığa bağırır ama duyulmaz. Kalbin göğsünü yırtıp çıkacaktır ama kimse görmez. Güneş tekrar doğar ama o bir daha gelmez... Sabahın beşiydi, yattığım yerden pencereden dışarıyı izliyordum. Yaşlı kavak ağacı Ekim ayının bir soğuk bir sıcak sabahında savrulup duruyordu bir yandan bir yana. Aslında hava henüz daha karanlıktı. Zaten benim de hiç kalkasım yoktu yataktan. Her haftasonundan biraz daha farklıydı bu sefer. Bir kaçamak yapıp soluğu bir tatil köyünde aldım. Kimseyi tanımadığım, tek başıma geldiğim bu yeri şimdiden çok sevdim. Belki de kimseyi tanımadığım için çok sevdim. Yoksa ıpıssız, sessiz mi sessiz bir...

GÜZ GÜNEŞİ

 Bizim buralarda güneş çatıların ardından batar. Ne kadar zor olsa da tepelerden gün batımını izlemek en büyük zevkimizdir. Her gün batımında bir başka evin içindeki hikayeyi tartışırız. Bir gün paslı demirliklerin çevrelediği balkonda bir ayağı neredeyse kırık sandalyesinde oturan bir amca... Bir başka gün annesinin özenle yetiştirdiği çiçeklerin üzerine işeyen beş yaşlarında bir oğlan çocuğu sohbetlerimize konuk olur... Kimi zaman ise sevişen bir çift görür kahkahayı basarız ardından. Oturup başka hayatlara dahil olmadan izlemek güzeldir çok garip bir şekilde; ancak bir gün o evlerden bir hayata dahil olacağımı düşünsem o gün o tepeye gider miydim bilmem işte...  Doğru duydunuz ben de dahil oldum o hikayelere. Bir gün yine bir gün batımıydı ve biz tepenin ardındaki tuğla evlerin arkasında güneşin masmavi göğü nasıl da kıpkırmızı boyadığını izliyorduk. İşte o an o evlerden birinin penceresinde göz göze geldik seninle. Kimsin nesin bilmeden evindeki pencerenden görünen silüe...

KALEMİMİN UCUNDA BİR HAYAT

  Kendimize ne kadar zaman ayırıyoruz? Bu soruyu her duyduğumda düşündüğüm ilk şey sürekli bir koşturma içinde olduğumdur. Bitmeyen bir macera filmi gibi attığım bir sonraki adımda macera filmi gibi attığım bir sonraki adımda neler olacağını bilmeden yaşıyorum. Her ne zaman geleceğe dair planlar yapsam rüzgar hiç beklemediğim bir anda dönüp bana bir kez daha vuruyor. Sormadan düşünmeden planlamadan attığım adımlar beraberinde bambaşka yollar getiriyor ve ben yine hangi yola sapacağımı bilmiyorum. Durup düşünmeye ise vakit yok...        Şimdi yirmi yaşındayım. Bitirmem gereken bir okul, yaşamam gereken bir hayat var önümde. Peki hangisi daha öncelikli? Birine daha çok zaman ayırsam diğeri bir anda karşıma çıkıyor. Ne yazık ki ikisi de hata kabul etmiyor. Bir yandan okulum bana mesleğimi kazandıracak ve devamında bana hayatımı daha güzel bir konuma getirmem için yardım edecek diye düşündürüyor. Fakat diğer yandan geçip giden gençlik yıllarım v...

MAVİ BİR RÜYA

  Siz hiç rüzgara bıraktınız mı kendinizi? Siz hiç bilmediğiniz denizlerde yüzdünüz mü? Geceleri denizin içinde ay pencerenizden size bakarken uyudunuz mu hiç? Ben sizi bilmem ama bu duyguyu hiç yaşamadıysanız çok üzülürüm. Beni anlayamayacağınız için üzülürüm...    Aslında yazacak, anlatacak o kadar çok şeyim var ki size denizle ilgili, ne desem ne söylesem bir türlü toparlayamıyorum. Şöyle en başından başlasam sıkılmaz okursunuz umarım.Ankara'da doğdum büyüdüm ben, denizi nereden bileceksin sen dediler bana. Oysa bilmezler ki ben onu diyenlerden bile çok severim denizi. Hasretimdir kokusuna, havasına... Benim babam denizcidir, o da Ankara'da doğmuş büyümüş ama sonradan keşfetmiş içindeki deniz aşkını. Ben de onun gibi olayım diye küçük yaşta tanıştırdı beni denizle, yelkenle. Kızlar babalarına çeker efsanesi doğru olsa gerek ki ben de çok sevdim denizi.    Deniz bazen annem misali şefkatlidir, açar kollarını bana. Bazen kibirlidir, hırçındır; istemez yüzel...