KALEMİMİN UCUNDA BİR HAYAT

  Kendimize ne kadar zaman ayırıyoruz? Bu soruyu her duyduğumda düşündüğüm ilk şey sürekli bir koşturma içinde olduğumdur. Bitmeyen bir macera filmi gibi attığım bir sonraki adımda macera filmi gibi attığım bir sonraki adımda neler olacağını bilmeden yaşıyorum. Her ne zaman geleceğe dair planlar yapsam rüzgar hiç beklemediğim bir anda dönüp bana bir kez daha vuruyor. Sormadan düşünmeden planlamadan attığım adımlar beraberinde bambaşka yollar getiriyor ve ben yine hangi yola sapacağımı bilmiyorum. Durup düşünmeye ise vakit yok... 
    Şimdi yirmi yaşındayım. Bitirmem gereken bir okul, yaşamam gereken bir hayat var önümde. Peki hangisi daha öncelikli? Birine daha çok zaman ayırsam diğeri bir anda karşıma çıkıyor. Ne yazık ki ikisi de hata kabul etmiyor. Bir yandan okulum bana mesleğimi kazandıracak ve devamında bana hayatımı daha güzel bir konuma getirmem için yardım edecek diye düşündürüyor. Fakat diğer yandan geçip giden gençlik yıllarım ve mezun olduktan sonra iş stresiyle boğuşurken kaybedeceğim zaman bana bir kez daha kabus gibi geliyor.  
      Şunu anladım ki hiçbir zaman hayat umduğum gibi gitmiyor. Aynı bir dağın bir yüzü güneşliyken diğer yüzü bulutlu ve karanlık olması gibi... Ne zamanki güneşi görsem bana umut veriyor... İşte o umut beni ne kadar cesaretlendirse de önüme çıkan ufacık bir taş ummadığım şeylerin başıma gelmesine neden olabiliyor. Bu bitmeyen koşturmada bir saniye durup dinlensem beni bir kez daha mağlup eden hayat asla beni beklemiyor, dinlenmeme izin vermiyor. 
     Çok karamsar konuştuğumun farkındayım... Ancak yaşadığım acılar, düştüğüm anlar, sırtımdan vuranlar, beklenmedik olaylar her zaman bir şey öğretiyor bana. ‘Şimdiki aklım olsa...’ diyerek iç çekişlerimiz ne kadar pişmanlık içerse de benim için en güzel sözlerden biri. Aslında bu söz benim hatalarımdan kazandığım tecrübeyi yansıtıyor. Ne güzeldir ki bu yakarış insanın bir şeyleri öğrendiğini ve artık bir daha o hataya düşmeyeceğini belirtiyor benim için.     
   Peki en başa dönecek olursam, kendime zaman ayırıyor muydum? Aslında sürekli olan koşturmam kendim için değil miydi ! Benim için hayata dair yaptığım her şey zaten kendim için. Kimi zaman yazılar yazarak, kimi zaman spor yaparak, kimi zamansa hiç bilmediğim yeni yerler ve yeni şeyler keşfederek kendimi hayatımın stresinden uzaklaştırıyorum. Bir an bile olsa bu yarıştan uzaklaşmak bana iyi geliyor. Daha olumlu düşünebiliyorum... Daha iyimser olabiliyorum... Ve bütün yorgunluğumu unutup kaldığım yerden daha da iyi bir şekilde devam edebiliyorum. Korkmuyorum... Düşsem de, çabalarımın karşılığını alamasam da, her ne yaşarsam yaşayım, korkmuyorum. Biliyorum zor, ancak pes etmiyorum. Düşüncelerimin gücünün, kendi içimde olan gücün farkındayım. Orhan Veli’nin de dediği gibi ‘Biliyorum, kolay değil yaşamak...’ , ancak yine söylediği gibi Orhan Veli’nin ‘Yaşamak kolay değil ya kardeşler, ölmek de değil...’ .     
 Hayatı olduğu gibi kabul etsek ne çıkar? Bir kez de düşünmeden, yargılamadan hayatı olduğu gibi yaşayın. Bırakın da hayat kendi koşturmasına devam etsin. Siz sadece yaşayın, korkmadan, bıkmadan, kendi hayatınızı severek sadece yaşayın. Elbette zor gelecektir bunca zaman ne olacağını, ne biteceğini düşünmüşken şimdi olduğu gibi bırakıp yalnızca var olmak. Ancak bırakın da bir kez olsun kendi istediğinizi yaşayın, her zaman hayata ayak uydurmak mı zorundayız ki... Aynı güzel bir manzara karşısında gözlerinizi kırpmadan izlediğiniz gibi, aynı denizin kıyıya vuruşunu dinlerken hissettiğiniz huzurla sadece sevdiğiniz ve istediğiniz hayatı yaşayın. Bu benden size bir tavsiye değil, bu sadece benim kendime her gün hatırlatmaya çalıştığım bir hayat gayesi... 
neler olacağını bilmeden yaşıyorum. Her ne zaman geleceğe dair planlar yapsam rüzgar hiç beklemediğim bir anda dönüp bana bir kez daha vuruyor. Sormadan düşünmeden planlamadan attığım adımlar beraberinde bambaşka yollar getiriyor ve ben yine hangi yola sapacağımı bilmiyorum. Durup düşünmeye ise vakit yok... 
  

Bu blogdaki popüler yayınlar

MAVİ BİR RÜYA

YALNIZ KARANLIK