SONBAHARIN UĞULTUSU
Kavak yapraklarının birbirine çarparak çıkardığı sesi bilir misin... Bu sonbaharın sesiydi ve sonra kavak çırılçıplak kalıyordu. Yaprakları adeta onu yalnız bırakıyordu kışın soğuk ayazında. Bazen aşklar da aynı olmaz mı... Kalbin tam da ihtiyaç duyduğu o anda çekip gitmez mi...
Beklersin, susarsın, bazense gözlerini kapatıp sadece düşünürsün. İçindeki o ses çığlık çığlığa bağırır ama duyulmaz. Kalbin göğsünü yırtıp çıkacaktır ama kimse görmez. Güneş tekrar doğar ama o bir daha gelmez...
Sabahın beşiydi, yattığım yerden pencereden dışarıyı izliyordum. Yaşlı kavak ağacı Ekim ayının bir soğuk bir sıcak sabahında savrulup duruyordu bir yandan bir yana. Aslında hava henüz daha karanlıktı. Zaten benim de hiç kalkasım yoktu yataktan. Her haftasonundan biraz daha farklıydı bu sefer. Bir kaçamak yapıp soluğu bir tatil köyünde aldım. Kimseyi tanımadığım, tek başıma geldiğim bu yeri şimdiden çok sevdim. Belki de kimseyi tanımadığım için çok sevdim. Yoksa ıpıssız, sessiz mi sessiz bir yer burası. Kimse burda seni hatırlatmıyor. Hiçbir şey tanıdık gelmiyor. Yeni şeyler görmek bana yeni anılar biriktirtiyor. Böylece aklımdaki düşüncelerin üstü sonbaharın toprağını yaprakların kapattığı gibi örtülüyor.
Sabah erkenden uyandıktan sonra üstün körü bir kahvaltıyla geçiştirip, üzerime bir ceket bir şal alıp attım kendimi sahile. Sahil boyunca yürüdüm de durdum. Aslında boş boş ne yaptığımı bilmeden sadece yürüdüm. Sonra öylesine bir kafeye oturup zaten iştahım olmadığından bir çay istedim. Aslında kendimi tanırım mutlaka fotoğraf çekerdim. Ancak bu sefer ne çekesim ne de paylaşasım gelmedi. Belki paylaşsam onlarca yorum alırdım, tabii sen de görür beğenmez ama içinden düşünürdün 'ohh keyif yapıyor' diye. Hatta normalde hiç sessiz de kalmam mutlaka birileriyle konuşur dertleşirdim. Ancak yorulmuş olsam gerek kimseye bir şey anlatacak takatim dahi kalmadı. Belki de bundan kaçtım ya buraya.
Bilmem her zaman kaçmak, uzaklaşmak iyi midir? Ellerim ceplerimde, bir o yandan bir bu yana devrile devrile yürüyorum. Turistlerin geçtiğimiz aylarda tıka basa doldurduğu sokaklar şimdi yalnızca benim. Açık kalan bir iki dükkan var, onlar da evden uzaklaşmak için gelmiş gibi duruyorlar. Herkes, herşey benim kadar durağan değil elbette. Bomboş sokakların tadını çıkartan bir sürü köpek var mesela bir kaç çocuk ise okuldan eve dönüyor belli ki.
Odama geri döndüğümde telefonumu şarja takma gereği bile duymadım ilk defa. Ayakkabılarımı ve ceketimi çıkartıp saçlarımı öylesine toparlayıp sadece yatağa uzandım ve televizyonu açtım. Açıkcası hafta sonu bu saatlerde televizyonda dizi tekrarlarından başka bir şey olmadığı için iki dakika sonra açtığım gibi geri kapattım. Zaten açık olan perdemden hüzünlü kavak ağacına takıldı gözlerim. Kaç dakika öylece durdum bilmiyorum. Sonra çalan telefonumun sesiyle irkildim. Beni kim arayabilirdi ki en fazla... Hayır, o değildi.