GÜZ GÜNEŞİ

 Bizim buralarda güneş çatıların ardından batar. Ne kadar zor olsa da tepelerden gün batımını izlemek en büyük zevkimizdir. Her gün batımında bir başka evin içindeki hikayeyi tartışırız. Bir gün paslı demirliklerin çevrelediği balkonda bir ayağı neredeyse kırık sandalyesinde oturan bir amca... Bir başka gün annesinin özenle yetiştirdiği çiçeklerin üzerine işeyen beş yaşlarında bir oğlan çocuğu sohbetlerimize konuk olur... Kimi zaman ise sevişen bir çift görür kahkahayı basarız ardından. Oturup başka hayatlara dahil olmadan izlemek güzeldir çok garip bir şekilde; ancak bir gün o evlerden bir hayata dahil olacağımı düşünsem o gün o tepeye gider miydim bilmem işte...

 Doğru duydunuz ben de dahil oldum o hikayelere. Bir gün yine bir gün batımıydı ve biz tepenin ardındaki tuğla evlerin arkasında güneşin masmavi göğü nasıl da kıpkırmızı boyadığını izliyorduk. İşte o an o evlerden birinin penceresinde göz göze geldik seninle. Kimsin nesin bilmeden evindeki pencerenden görünen silüetine bakardım. Ne sevdalıydım o zamanlar, ne de aşık; zaten ne bilirdim aşkı, ne bilirdim sevdalanmayı? İlk başlarda pencerenin dışından izlemek eğlenceli gelirdi. Sırf merakımdan olsa gerek o evin içindeki bilmeceyi çözmek isterdim. Sonraları fark etmemişim bir de baktım ki o evin içindeyim. Hatta bir süre sonra o meşhur pencereden hayata bakar oldum. Artık günbatımını birlikte izleriz diye sevinirdim önceleri taki seni ve hayatını keşfedene kadar. Anlatacağım elbette, meraklanmayın siz de bileceksiniz nasıl oldu bunca şey bir anda.

 İnsanların tövbeleri vardır. İnsanların kelepçeleri vardır. Bir de insanların tutkuları vardır. Aslında onlar bizi biz yapar ve aslında onlar bizim hayatımızı yönetir. Ben nereden bilirdim hiç ummadığım bir kapı açılacak ve hayatımı öyle bir değiştirecek ki belki de derin yaralar bırakacak. Bir gün senin yatağından kalktığımda masanın üzerinde bulduğum defterine kaydı gözlerim. Kaç seferdir böyle bir defteri ilk kez görmüştüm. Arasında bir kalem vardı. Merakımdan yine, açıp bakmak istedim. Sonra arkama dönüp hala uyuyor olup olmadığını kontrol ettim. Uyuduğunu gördüğümde işaret parmağımı kalemin olduğu yere soktum ve defteri açtım. Sadece bir kaç kelime vardı. Ya yazmaya vakti olmamıştı ya da sadece not almıştı diye düşündüm. Gözlerimi ilk cümlenin başına odakladım ve okumaya başladım 'Parmaklarım enseni, sonra omuzlarını ve en sonunda belinin kıvrımını keşfederken gözlerim kapalı bir şekilde yanında yatardım geceleri ' yazılan tek şey buydu sonra kalem defterin arasında esir kalmış ve defter kapanmıştı. O bendim ve sendin yanımda yatan adam... Bilirdim çok kitap okuduğunu ancak hiç görmemiştim yazdığını. O sabah yazdığın o cümleyi düşünerek ayrıldım evden. Bilirsin aslında seni uyandırmadan hatta öpmeden çıkmazdım evden ancak bu sefer böyle oldu affet. Sen de bilirdin bir gün gideceğimi ancak çıkartmadın hiç sesini. Gideceğimi bildiğin halde bir günümüz bile mutsuz geçmesin diye açmazdın konusunu. Denk gelirde açılırsa gözümden bir damla yaş akar boğazım düğümlenirdi. Öyle zamanlarda dayanamazdın kızardın kendine de neden bu konuyu açtım ki ben diye. Şimdilerde hala merak ederim ne oldu o deftere... Devam eder misin ki yazmaya... Acaba şimdi hangi kadınlar konuk olur satırlarına... 

  Öyle bir sevdaydı ki bizimki, hayalini kurmak bile yasaktı aslında bize. Gözlerimiz birbirine değse korkardık kaçırırdık gözlerimizi. Çünkü sen bağlıydın en ağır halatlarla limana bense koparıp attığım halatlarımdan kendime yol yapmıştım. Düzene sokmaya çalıştığım hayatını daha da beter edip çekip gitmiştim bir Çarşamba günü. Buraların en sıcak zamanlarıydı o tarihler. Havada bulut görmek neredeyse imkansızdı. Yataktan kalkıp saçlarımı bulduğum ilk tokayla topuz yapmıştım. Hiç unutmam üstümde mavi beyaz bir tişörtün vardı bacaklarımı örtmeye yetmeyecek kadar kısa olmasına rağmen üzerimdeydi. Sonra gördüğüm defter ve çantamı alıp çıkışım anlatmaya değmeyecek kadar değersiz ve en kötü anımızdı. Hala soruyorsan kendine neden böyle çekip gittiğimi cevabı basit hep söylerdim ya vedaları sevmem diye...

 İlk zamanlar hiç ihtimal vermemiştim bu sevdaya. Sonraları kaçamak bakışların bir kaç mesajın ve her seferinde gözlerimin içine derin derin bakışın beni çileden çıkartmaya yetmişti. Yalnız bir sorun vardı onu da sen ve ben zaten çok iyi biliyorduk. O derdi umursamadığımız zaman başladık birbirimizi tanımaya. Artık biliyordum kimsin ancak ne fark eder hala benimsin diyemiyordum ya sana. Sen otuz yaşlarındaydın bense sadece yirmi fakat ikimizde hiç umursamamıştık bu farkı. Bundan daha önemli sıkıntılarımız vardı. Onu bile es geçmiştik deli bir aşkla. Belkili keşkeli cümleler dilimizden düşmedi hiç. Önceleri rüyalarımdan eksildin, sonra hayallerimdeki o silüetin yavaş yavaş silindi. Sırf unutmayım seni diye çektiğim fotoğraflardan bir kaçı kaldı onlara da bakmaya korkar oldum. Kısacası aklımda kalan bir tek sıcak esmer tenin ve kısa siyah saçların belki bir de o kalın sesin. Arada dışarıda gezerken burnuma misafir olan kokulardan aralarında seni hatırlatanları var. İşte bende kalan izin bu. 

 Biliyordum, sende çok iyi biliyordun. Anlamazlıktan geldik belki, belki de tüm o rüyalara kaptırdık kendimizi. Birleşen vücutlarımızın ateşiyle yanıp kavrulurdu kalbimiz. Kimseleri umursamaz, açık perdelerin arkasında sevişirdik. Dışarıdan gelen seslere kendimizi o kadar soyutlardık ki başka bir dünyadaymışçasına... Daha biz biz olmamışken pencereden bir şeyleri göstermeye çalışırken yanağıma yaklaştırırdın dudaklarını sonra saçlarımı koklardın, başımı çevirsem dudaklarımız buluşurdu bilirim ancak bilmezmiş gibi sen çekilene kadar hiç kımıldamazdım. Sonraları pişman olurdum ancak içimdeki korku hepsinin önüne geçerdi.

 İşte bu satırlar bende bıraktığın izlerin sadece bir kaçı belki de. Bilirsin çok yazı karalardım, okumayı da severdin zaten bir tek sen okurdun. Eğer okuyabilseydin yine bilirdin ki birisi için yazdığım ilk yazı ve o yazı senin için. Senin adın gökyüzüydü ve benimki de mavi. Sen maviye sevdalı, mavi ise zaten kendini bir tek gökyüzünde bulmuş...

Bu blogdaki popüler yayınlar

KALEMİMİN UCUNDA BİR HAYAT

MAVİ BİR RÜYA

YALNIZ KARANLIK